Yazı Detayı
18 Şubat 2020 - Salı 15:43 Bu yazı 636 kez okundu
 
Tonya ve “3K” Özentisi!
Hayri Yıldız
 
 

Uzun zamandır ülkemizdeki sinema filmlerinde ve televizyon dizilerinde ne yazık ki bir mafya özentisinin devam ettiği dikkatlerden kaçmamaktadır. Bu da ister istemez insan gelişimi ya da psikolojisi üzerinde ezici bir hasara neden olmakta, çalışmakla ya da hakkı ile kazanmayla değil de mafya tipi bir “iç örgütlenme”yle ucuz bir yaşam tarzının daha makbul görülmesi yanılgısını beraberinde getirmektedir. Ve bu özenti, sanki bu ülkede ya da dünyanın başka bir yerinde, başka türlü, başka yöntemlerle başarılı olamazsın, yoksulluğunu yenemezsin gibi bir “ön yargı”nın oluşmasına da ön ayak olmaktadır.

***

İnternet Haber Sitemizin 22 Ocak 2019 tarihli, manşetten yayınladığı haber başlıklarından birinde şöyle bir ifade vardı:

“Ramo karakterini canlandıran Murat Yıldırım ile başrolü paylaşan oyunculardan dizide Yavuz ismi ile yer alan Yiğit Özşener’in kendisine İdil Fırat (Dizideki ismi Fidan) tarafından sorulan “nerelisin?” sorusu karşısında “Tonya” ve ardından “Trabzon” demesi herkesin dikkatini çekti.

Aslen İzmirli olan Yiğit Özşener’in kullandığı bu ifade Tonyalılar ve Trabzonlular tarafından büyük bir beğeniyle karşılandı.”

***

Güzel de mafya ile ilgili bilmediğimiz, filmlerde yer almayan çok şeyler daha var işin içinde.

Mafya yani kolay yoldan yasadışı para kazanmak için organize suç çetesi ya da örgütlerini kuranlar-genellikle inkâr etseler de-uyuşturucu ve fuhuş ile iç içe olmak zorundalar. Bununla da yetinmez; kumar, para aklama, kaçakçılık ve benzeri faaliyetlerle de bütünleşip birbirinden beslenirler.

Bunun neresinde bir “beğeni” nedeni bulunabilir?

Ne demek “alt düzey” bir mafya liderinin ayak işlerinden sorumlu bir kabadayı için kullanılan; “…Tonyalılar ve Trabzonlular tarafından büyük bir beğeniyle karşılandı” ifadesi?

Varsa, o zaman buna “makul” ve “mantıklı” bir açıklık getirmek gerekmez mi?

Yakışıyor mu bu beğeni; “Tonya’nın insanı mert, sözü nettir” gerçeğine?

Bu tür problemli hatta tehlikeli kişilikler, Tonyalılıkla nasıl özdeşleştirilebilir?

***

Bu tür derin yapıların tomografisi çekildiğinde görülür ki ülkemizde bile, örneğin Sicilya kökenli olup ABD’ye göç etmiş “Corleone Ailesi” ve benzeri uluslararası ölçekte örgütlenmiş İtalyan Mafyası türü yapılanmalar hiç olmamıştır. Daha da üst düzey anlamda güçlenerek şirketler üstü bir konuma evrilmiş ve devletler üstü hakimiyete sahip silah, enerji, petro-kimya, ilaç ya da ağır sanayi sektörünü büyük ölçüde elinde tutan mafya yapılanmalarına da rastlayamıyoruz.

Türkiye’de, 1960’lı yıllar itibarıyla mafya tipi organize suç örgütlerinin ana direği ‘kabadayılık’ şeklinde türedi; düşük omuzlu, parlak ceketli, kırma topuklu kabadayılar.

Kabadayılılığın finans kaynağı sınırlı olduğu için her birinin kahvehane şeklinde işlettiği bir kumarhanesi vardı. Bu mekanlarda, eş-dost ziyaretlerinde büyük-küçük yaş konumlarına bakılmaksızın el öptürürler, dert dinler, kendilerince derman dağıtırlardı. Bu arada küçük ölçekli kaçakçılar, yurt dışından getirip dağıttıkları malların paralarını piyasadan toplamakta güçlük çektiklerinde bu kabadayılardan yardım ya da destek isterler. İstedikleri gerçekleştikçe de padişaha sunulan karşılık akçesi misali “ihsan’ı şahane”nin de ikram olarak takdim edilmesinde kusur edilmezdi. Böylelikle Türkiye’de, “kabadayı, kumarhaneci, kaçakçı-3K” dayanışması yeraltı dünyasını oluşturdu.

***

Daha sonraları 1970’lerde başlayan mafya, adalet ve siyaset ilişkileri, 1980’lerde de örgütlenmeye başladı. Hayali ihracat, kara para aklama olayları bu örgütlenmelerin ekmeğine yağ sürdü. 1980’li yılların sonlarına doğru gelindiğinde yeraltı dünyasının felsefesi değişti. Delikanlılık adına kabadayılık dönemi kapandı, iktisadi kabadayılık dönemi başladı. Bu suretle yeraltının “3K”sının yanına tahsilât, ihale, arsa-arazi konuları da girerek sonunda yeraltı, yerüstünün fotokopisi haline geldi. En nihayet işin içine politika da dâhil olunca yeraltı ile yer üstü dünyası birleşti.

1990’lı yıllara gelindiğinde ise, eski ideolojik kökenli sabıkalıların devreye girmesiyle geleneksel Türkiye’ye özgü babalık kurumunun sarsıldığı, bu nedenle Türkiye’deki suç örgütlerini çete olarak değerlendirmenin daha doğru olacağı kanısı ağır bastı.  Mafya ile çete arasındaki en önemli fark yapılanma şekilleri ve faaliyet alanlarında yatmaktadır. Mafya daha çok enerji, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ile uğraşırken, çeteler sistemdeki tıkanıklıktan doğan ranttan pay almak peşindedir.

İşin ekonomik boyutu böyle.

***

Psikolojik boyutunda ise medya olumsuz bir işlev edinmiş konumdadır ve değinmek istediğim işin püf noktası ise asıl burasıdır.  Televizyonlara ve sinemaya bu kadar ilginin yoğun olduğu ülkemizde artık ‘silahlara veda’ demenin vakti çoktan geçmişken mafya özentisi, “medya” organları sayesinde aile dizilerine kadar girmiş durumdadır.

Medyada yapılması gereken acil iki iş var:

1-İnsan modelimiz değişmeli; çalışmadan, üretmeden, hazır yiyen bir toplum yerine çalışarak hak eden, üreten insan modelini “başarılı” ve “iyi vatandaş” örneği olarak geliştirmeliyiz.

Mafya lideri yerine “başarılı iş adamı modeli” konusu sinema ve televizyon dizilerinin ana teması olmalıdır.
2-Silah görüntüleri de buzlanmalı; Televizyonlarda yayınlanan film ya da dizilerde, kadın cinselliğini ön plana çıkaran görüntüler ile, sigara ve içki kadehleri buzlu görüntü ile veriliyor ama silahlar, bayan mankenlerin ünlü markaların giysilerini podyumlarda sunmaları gibi ekranları süslüyor. Silahlar, içki, sigara ya da aktrislerin göğüs ya da popolarından daha az mı sakıncalı?

***

Peki, Tonya’nın bugünü ve geçmiş tarihi inc3lendiğinde mafya tipi bir yapılanmalara ya da kişiliklere rastlıyor muyuz? Elbette ki hayır.

Örneğin; Osmanlı arşivinde mevcut 22 Haziran 1704 (18 Safer 1116) tarihli bir sicil kaydında bakın neler yazılıdır:

Akçaabad nahiyesine bağlı Tonya köyünden Ahmed Beşe B. Mehmed, Abdülbaki Beşe B. İbrahim, Karaağaç köyünden Osman Beşe ve Osman Ağa B. Mehmed mahkemeye başvurarak; “şer'i” ve “örfî” vergilerini verdikleri halde Trabzon Beylerbeyilerinin mübaşirleri “çayır hizmeti” namıyla her birinden 15 ve 25 kuruş aldıklarını, bunun kanunlara aykırı olduğunu ve bu durumun ortadan kaldırılması için padişahtan ferman talep ettiklerini, padişahın gerekli fermanı kendilerine gönderdiğini ve hatta eski Trabzon valisi Salih Paşa’dan buyruldu aldıklarını belirterek kadıdan “hüccet” (delil mahiyetinde vesika ya da senet) talebinde bulunmuşlardır. Talep de geciktirilmeden kabul olunmuştur”

***

Tonya’nın kaliteli damarı budur ve örnek vatandaşlık  böyle olur. Adalet de böyle gerçekleşir. Devletinin-haksız yere de olsa-isteğini önce yerine getirir, sonra da bu haksız uygulamanın derhal durdurulmasını, daha sonra da uğradığı zarar-ziyan varsa telafi edilmesini ister ve bu talebinin gerçekleştirilmesi için sonuna dek mücadele etmesini bilir. İlk etapta eline “orak” ile “çekiç”i alıp isyan bayrağını çekmez, ya da eli baltalı veyahut silahlı yollara düşüp devletinin otoritesini ortadan kaldırmaya yeltenmez.

Yani efendim, bu örneğin özeti şu cümledir; "Aslolan adalet için mücadele etmektir.”

Yoksa, gerektiğinde dağıtılmak için herhangi bir devlet binasının ya da hükümet konağının deposunda bekletilen bir adalet yoktur. Ne böyle bir ülke vardır dünyada, ne böyle bir devlet, ne de böyle bir demokrasi.

***

İkinci örnek: Tonyalı Hacı Hasan Efendi (Bu sefer 19.Yüzyıl Osmanlısından-1847)

Bu sayfada yayınlanan ilk yazım, “Tonyalı Hacı Hasan Efendi’nin Anısına” başlıklı makalemdi.

Sadece özet bir paragrafını aktarayım:

 

Trabzon'da ilk "sahaf-kitapçı" dükkânı, Tanzimat'ın ilanından, yani 1839'dan sonra Tonyalı Hacı Hasan Efendi tarafından Aktarlar Çarşısında açılmıştır. Geçmişten günümüze gelindiğinde gel gör ki, tek sermayesi "eğitim" ve “öğretim” olan ve bir dünya klasiği güzelliğine sahip, kelime anlamı ise “kır çiçeği” olan ilçemizde bir "Halk Kütüphanesi" bile yoktur.”

 

Diye de bir özeleştiri, ardından da bir öneride bulunmuştum; ilçemizde Hacı Hasan Efendi’nin anısına yakışır ve adını yaşatma saygısına dair bir halk kütüphanesi açılması şeklinde.

Makalemi okuyan çok oldu, ancak ne gören oldu ne duyan. Ne dikkate alan oldu ne de takdir eden. Sonra da sen gel, 3.sınıf bir kabadayının “Tonyalıyım!” demesinden memnuniyet duy.

***

Ancak şunu da ifade etmeliyim; Tonya için hiç bir anlam taşımasa da böyle bir memnuniyetin haberleştirilmesinde hiç kuşku yok ki herhangi bir art niyet yoktur ve hiç kimse o yönde bir eleştiri yapma hakkına da sahip değildir. Ancak sakıncalı yönü şu; olabilecek en vahim durum, bir insanın neyi beğenip neyi takdir etmesini, ya da etmemesini bilememesidir. Hele de bir medya kuruluşu kamu oyu adına daha da dikkatli davranmalı, hangi olayın kitlelere haber olarak servis edilmesini veyahut edilmemesini iyi bilmeli, sakıncalı ya da faydalı olma yönlerini araştırmada herkesten çok daha sorumlu davranması gerektiğini unutmamalı.

***

Demem odur ki o güzel ilçemin “DNA”sında herhangi bir mafya dizilimi yoktur ve metabolizmasında herhangi bir kabadayı “gen”ine rastlayamazsınız. Bu gerçek cumhuriyet dönemi için de geçerlidir. Hiçbir zaman babalarımız ya da dedelerimiz o manada ne bir kabadayı olmuştur ne de mafya lideri.

O zaman tezden yok, o başlığı, insanımızın mertliğine ve sözünün netliğine saygı göstermek kaydıyla özenle emek verip yaşatmamız gereken haber sitemizin manşetinden derhal kaldırıp, kamuoyundan özür dilemeliyiz. Çünkü, bir dünya klasiği olan güzel ilçemizin sicilinde böyle bir kayıt yoktur.

***

Esas “beğeni”yi büyük fetihler sultanı Yavuz Selim Han hak etmiyor mu sizce?

Cihan çapındaki zaferleriyle hiçbir zaman kibre kapılmamış, her daim nefsini yenerek hakiki zaferin, ancak “bilim”, “irfan” ve “hikmet” ehli zatların doğru yolu göstermeleriyle ancak mümkün olabileceğini şu mısralarla ne güzel ifade etmiş:

 

Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş;

Bir velîye bende olmak cümleden âlâ imiş!..

 
Etiketler: Tonya, ve, “3K”, Özentisi!,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
25 Mart 2020
Corona ve “Biyo-terörizm”
311 Okunma.
30 Ocak 2020
Kar...
398 Okunma.
16 Aralık 2019
Devlet, Otorite ve “Efendi-Köle İlişkileri”
731 Okunma.
25 Kasım 2019
Yaylalarda Mutfaklar Küçük Olur!
459 Okunma.
29 Ekim 2019
Cumhuriyet ve "Mirati Baba.."
680 Okunma.
15 Ekim 2019
Toprağın Sırrı ve Barış Pınarları
532 Okunma.
09 Eylül 2019
Tonya’da “3-Z” ve ERDOĞAN
471 Okunma.
28 Ağustos 2019
Anadolu Pedagojisi, Kadına Şiddet ve “Kalem Suresi”
845 Okunma.
16 Ağustos 2019
Kazın Ayağı Öyle Değil!
1106 Okunma.
02 Ağustos 2019
Uzungöl’de “Yabancı El Sendromu”
828 Okunma.
02 Temmuz 2019
İstanbul Seçiminde “Zombik Sistemler”
455 Okunma.
20 Haziran 2019
Türk Solu, Maçoğlu ve “Dersim’in Vahşi Kartı” (2)
470 Okunma.
28 Mayıs 2019
Komünizm, Maçoğlu ve “Dersim’in Vahşi Kartı (1)”
602 Okunma.
10 Mart 2019
Seçimler, Belediyeler ve Beklentiler… (1)
856 Okunma.
03 Şubat 2019
Sebzelerin Köyü; “Ölüm Tarlaları Stratejisi”
537 Okunma.
09 Ocak 2019
Eleştiri mi? Yoksa gizli bir “hayranlık” mı?
623 Okunma.
05 Ocak 2019
Yılbaşı’nın Arka Bahçesi
470 Okunma.
25 Aralık 2018
“Lapis Lazuli Koridoru”nun Jeo-politiği (Yeni İpek Yolu)
618 Okunma.
06 Aralık 2018
Horus’un Gözleri ve “Trabzon”
641 Okunma.
26 Kasım 2018
Öğretmen, eğitmen mi, yoksa bir öğreten mi?
493 Okunma.
12 Kasım 2018
Tonya Koop. Serüveni
993 Okunma.
29 Ekim 2018
Edison’un Annesi ve “And İçme…”
846 Okunma.
28 Ağustos 2018
Sosyete İftirası; “Spekülatif Atak”
751 Okunma.
31 Temmuz 2018
İmar Barışı veyahut “Kent Hakkı”
794 Okunma.
20 Mayıs 2018
Muharrem Bey’in Matematiği ve “Sıfır”
899 Okunma.
30 Nisan 2018
Seçim 2018 ve “Denge Analizi”
973 Okunma.
30 Mart 2018
Çitrakarna Meral!
1250 Okunma.
15 Ocak 2018
Tonyalı Hacı Hasan Efendi’nin Anısına…
1067 Okunma.
Haber Yazılımı